Filmekimi Notları – Üç Hayat

Yine aylardan ekim, Filmekimi mevsimi. Beyoğlu Sineması ve Atlas Sineması arasında mekik dokuyan İKSV çalışanları, serin akşam rüzgârı, film sonrası Taksim Meydanı’nda Kızılkayalar… Bu güz Filmekimi, bir yol filmiyle çaldı kapımı. Gittiğim ilk film, Cafer Pehani’nin Üç Hayat’ı oldu. Seyircisini, kendi ritmine mahkûm eden bir yol filmi. Metroda dakikaları hesaplayan, İstiklal Caddesi’nde insanları yararak koşuşturan bizlere hayatın hızlı akışını salonun kapısında bırakmamız gerektiğini söyledi, hayatımızdaki hızlı değişimleri ve bunların sonuçlarını anlatan bir film olmasına rağmen. Hızla gelişen ve hızla hayatlarımızı değiştiren teknolojinin sonuçlarını sinema salonunda yavaş yavaş izledik.

Devamını Oku

Share

Good Bye Lenin! (2003)

Since her husband left The German Democratic Republic (GDR), Christiane Kerner (performed by Katrin Sass) devoted her life to the Eastern Germany’s welfare and unity. When she saw her son Alex (performed by Daniel Brühl) getting arrested during protests, she suffers a heart attack, faints and goes into a coma for eight months. While she was in coma, everything changes from her entire life in Germany, Erich Honecker quits his mission, the Berlin Wall collapsed, now Alex works for the satellite dish company and her sister Ariane (Maria Simon) drops the college and works in Burger King, which none of them was the integral part of daily life in Eastern Germany 8 months ago. On his speeches, Alex remarks this situation as “Mother slept through the relentless triumph of capitalism.” According to the doctor’s words, any shock could kill Christiane, so Alex’s plan is to convince her that nothing has changed. With the help of his friends Denis (performed by Florian Lukas), Lara (performed by Chulpan Khamatova) and her mother’s “comrade“s, Alex creates an alternative world for mother that the Wall never crumbles.

Devamını Oku

Share

La La Land (2016)

Her sene televizyon ve sinema dünyasında birkaç tane eser çıkar ve interneti yönetimleri altına alırlar. Bu sene buna Stranger Things ve Westworld verilebilecek en iyi örneklerden. Ama sinema dünyasında öyle bir iş çıktı ki insanlar öve öve bitiremiyorlar, hatta filmi beğenmemek bazı gruplarca bir suç sayılır hale geldi. Bahsi geçen film La La Land. Damien Chazelle yönetmenliğinde bir jazz piyanisti ile oyuncu olmaya çalışan genç bir kızın hikayesini anlatıyor film. Büyük çoğunlukla Amerika’nın batı yakasının incisinde, Los Angeles’ta geçiyor film. Konu ilk bakışta biraz klişe gelebilir, ki öyle de, ama konunun işlenişi, filmin havası ve şarkılar filmi özgün ve izlenmesi gereken yapıtlar arasına koyuyor. Bu noktaya kadar filmle alakalı pek spoiler vermeden filmi anlatmaya çalıştım. Bu noktadan sonra filmle alakalı spoilerlar olacaktır. Sonra kimse mağdur olmasın.

Devamını Oku

Share

A Scanner Darkly (2006) – Bisiklet Sahnesi

     ‘A Scanner Darkly’ her sahnesine paranoyanın nüfuz ettiği bir film. Ama film, bu paranoya atmosferini her sahnede izleyicinin gözüne sokmadan, sessiz ve derinden yaratıyor. Günlük olaylar ve konuşmalardan oluşan sahnelerde bile filmin bütününe yayılmış olan uyuşturucu ve medya merkezli paranoyanın izlerine rastlanabiliyor. Bu sayede, filmin yaratmaya çalıştığı genel atmosferin izlerine filmin en önemsiz sahnesinde bile rastlamak mümkün. Buna çok iyi bir örnek ise hiçbir önem arz etmiyor gibi görünen, ama aslında karakterler ve onların içine düştükleri durumla ile ilgili çok şey ifade eden ‘Bisiklet Sahnesi’. Devamını Oku

Share

Garip Filmler Günlüğü: Belladonna of Sadness (1973)

     “Hüzünlü Belladonna” bir Japon animasyonu. Ama eğer herhangi bir ‘anime’ olsaydı, yalnızca sıra dışı ve garip filmleri değerlendirdiğimiz “Garip Filmler Günlüğü” köşemizde yer almazdı. “Hüzünlü Belladonna” (ya da daha doğru bir çeviri ile “Hüznün Belladonna’sı”) orantısız çizimleri ve suluboya renkleriyle Avrupa, ‘saykodelik’ sahneleri ile Amerikan, abartılı seslendirmesi ve karaokeyi andıran müzikleri ile ise Japon yapımlarına yakın duruyor. Bunların ilginç bir karışımı olarak da hepsine uzak aslında. Devamını Oku

Share

Soundtrack İncelemesi: Inherent Vice (2014)

     Eğer olur da modern Amerikan sinemasının dahi çocuğu Paul Thomas Anderson’ın şimdilik en son uzun metrajlı filmi “Inherent Vice”ı izlerseniz ve olan bitene pek bir anlam veremezseniz, hatta karmaşık olay örgüsünün içinde kendinizi yoğun sisli bir gecede hiç bilmediğiniz bir yerde kaybolmuş gibi hissederseniz, merak etmeyin; yalnız değilsiniz… Zira filmin başkarakteri, özel dedektif Doc Sportello’nun durumu da sizden çok farklı değil. Devamını Oku

Share

American Beauty (1999)

     “American Beauty”, 1999 yapımı ABD filmi. Yönetmenliğini Sam Mendes, yapımcılığını Bruce Cohen ve Dan Jinks üstlenmiştir. Kevin Spacey, Annette Bening, Thora Birch, Wes Bentley, Mena Suvari, Chris Cooper, Peter Gallagher ve Allison Janney’nin rol aldığı film Akademi Ödüllerine 8 dalda aday olmuş En İyi Film dahil 5 dalda ödül almıştır.

     Lester, hayattan zevk almayı bir süre önce bırakmış ve davranması gerektiği gibi davrandığını düşünen bir babadır. Karısı ve kızının isteklerini yerine getirir, onların istediği gibi yaşamaya çalışır. Carolyn ise kariyerinde başarılı olmak isteyen fakat kocasının kendisini utandırdığını, ona engel olduğunu düşünen mükemmeliyetçi bir kadındır. Ailenin genç kızı Jane ise tipik bir ergendir. Ailesinden nefret eder, mutsuzdur. Her şey Lester’ın Jane’nin arkadaşı Angela’yı görmesi ve ona karşı duyduğu tutkuyla başlar fakat Lester başına geleceklerden habersizdir.

    Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir. Devamını Oku

Share

Hayallerimize Güç Veren Karakter: Frances Ha!

     Noah Baumbach’ın bu etkileyici ve keyifli filmini, kış günlerini değişiklik yapıp siyah-beyaz bir film eşliğinde renklendirmek ve yeni yılda biraz daha hayallerine sarılmak isteyenlere özellikle tavsiye etmekteyim.

     Bir çoğumuzun gerçekleşmeyen hayaller ve hayatın acımasızlıkları dolayısıyla “tutunamadığını” hissettiği anlar vardır, daha doğrusu herkesin hayatında bir “Frances” dönemi vardır diyebiliriz. İzlediğimiz çoğu filmdeki gibi parlak ve düşlediğimiz gibi olmayan dünyayı, gerçek hayatın kimi zaman nefes kesen acılarını olduğu gibi günlük hayatın içinde bize sunuyor yönetmen Noah Baumbach da. Hayalini kurduğu hayatı bir türlü yaşayamayan çocuk ruhlu karakterimizin yetişkin haline geldiği süreci izlerken kırgınlıklarını paylaşıyoruz bu filmde. Devamını Oku

Share