La La Land (2016)

Her sene televizyon ve sinema dünyasında birkaç tane eser çıkar ve interneti yönetimleri altına alırlar. Bu sene buna Stranger Things ve Westworld verilebilecek en iyi örneklerden. Ama sinema dünyasında öyle bir iş çıktı ki insanlar öve öve bitiremiyorlar, hatta filmi beğenmemek bazı gruplarca bir suç sayılır hale geldi. Bahsi geçen film La La Land. Damien Chazelle yönetmenliğinde bir jazz piyanisti ile oyuncu olmaya çalışan genç bir kızın hikayesini anlatıyor film. Büyük çoğunlukla Amerika’nın batı yakasının incisinde, Los Angeles’ta geçiyor film. Konu ilk bakışta biraz klişe gelebilir, ki öyle de, ama konunun işlenişi, filmin havası ve şarkılar filmi özgün ve izlenmesi gereken yapıtlar arasına koyuyor. Bu noktaya kadar filmle alakalı pek spoiler vermeden filmi anlatmaya çalıştım. Bu noktadan sonra filmle alakalı spoilerlar olacaktır. Sonra kimse mağdur olmasın.

(daha&helliip;)

Share

American Beauty (1999)

     “American Beauty”, 1999 yapımı ABD filmi. Yönetmenliğini Sam Mendes, yapımcılığını Bruce Cohen ve Dan Jinks üstlenmiştir. Kevin Spacey, Annette Bening, Thora Birch, Wes Bentley, Mena Suvari, Chris Cooper, Peter Gallagher ve Allison Janney’nin rol aldığı film Akademi Ödüllerine 8 dalda aday olmuş En İyi Film dahil 5 dalda ödül almıştır.

     Lester, hayattan zevk almayı bir süre önce bırakmış ve davranması gerektiği gibi davrandığını düşünen bir babadır. Karısı ve kızının isteklerini yerine getirir, onların istediği gibi yaşamaya çalışır. Carolyn ise kariyerinde başarılı olmak isteyen fakat kocasının kendisini utandırdığını, ona engel olduğunu düşünen mükemmeliyetçi bir kadındır. Ailenin genç kızı Jane ise tipik bir ergendir. Ailesinden nefret eder, mutsuzdur. Her şey Lester’ın Jane’nin arkadaşı Angela’yı görmesi ve ona karşı duyduğu tutkuyla başlar fakat Lester başına geleceklerden habersizdir.

    Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir. (daha&helliip;)

Share

American Psycho (2000)

     Bret Easton Ellis tarafından yazılan aynı isimli kitaptan uyarlanan Mary Harron’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Amerikan Sapığı’ bir suç ve gerilim filmidir. Patrick Bateman (Christian Bale) Wall Street’te zengin bir iş adamıdır. Hayatta en çok başarıyı seven Patrick, her zaman en iyisi olmayı kafasına takmış durumdadır. Günlük hayatının yanı sıra Patrick’in karşı koyamadığı bir öldürme arzusu vardır. İş arkadaşlarından Paul Allen’ı (Jared Leto) öldürdükten sonra Dedektif Kimball (Willem Dafoe) Patrick’i sorgulamaya başlar.

Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmlerini ele vermektedir.
(daha&helliip;)

Share

Geçmişin Gölgesi Üzerine Bir Film: Caché

Yazan – Yöneten: Michael Haneke
Yapım: Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya
Süre: 117 dk.
Tür: Dram, Gerilim
Caché, öteki kavramı, yabancılaşma, sınıf çatışması, ırkçılık gibi unsurların iç içe geçerek aynı nehre kavuştuğu bir film.

Filmin hikayesi şöyle ki:
Karısıyla birlikte mutlu ve huzurlu bir hayat süren Georges, bir televizyon kanalında çalışmaktadır. Bu sıradan yaşamı bir gün kim tarafından gönderildiği belli olmayan bir paketle kabusa dönmek üzeredir. Paketten çıkan kaset Georges ve ailesinin gizlice çekilen görüntülerinden oluşmaktadır. Ardı arkası kesilmeyen bu paketler zamanla daha da gizemli hale gelmeye başlar, Georges’u geçmişiyle yüzleşmek zorunda bırakırlar.“ (unutulmazfilmler.com)

     Caché sabit bir görüntü ile açılır. İki dakikayı aşkın bir süre ekranda kalan bu görüntünün üzerine jenerik yansır. Ardından ise ekran bulanıklaşır; kayıt akışıyla oynanmaktadır:

Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

(daha&helliip;)

Share

Mr. Nobody (2009)

    “Unutuluş melekleri, işaret parmaklarını dudaklarımıza götürür ve dudaklarımızın üstünde bir çukur bırakarak bu dünyaya gelmeden önce olduğumuz yerde gördüklerimizi hatırlamamamız ve söylemememiz için mühürlerler.

Ama beni mühürlemeyi unuttular…”


İşte karakterimiz Mr. Nobody’nin hikayesi bu sözlerle başlıyor.

     Belçikalı yönetmen Jaco Van Dormael’in yazıp yönettiği, oyuncu kadrosunda Jared Leto (Nemo Nobody), Diane Kruger (Anna), Sarah Polley (Elise), Linh Dan Pham (Jean), ve Rhys Ifans (Father Nemo) gibi isimleri barındıran yapım 2009 yılında vizyona girdi. Oldukça iyi eleştiriler almasının yanında Sitges Uluslararası Film Festivali, Stockholm Film Festivali ve Venedik Film Festivali gibi Avrupa’nın önemli festivallerinden birçok dalda ödül aldı.

Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

(daha&helliip;)

Share

Enemy (2013)

     Tarih hocası olan Adam Bell son derece sakin bir hayata sahiptir. Üniversitede tarih dersleri vermek ve yüzeysel bir ilişkileri olan Mary ile vakit geçirmek dışında yaptığı pek bir şey yoktur. Bir gün meslektaşının önerisiyle aslında pek sevmese de o akşam oturup film izlemeye karar verir. Fakat filmde kendisine tıpatıp benzeyen bir oyuncuyu fark edince hayatı tepetaklak olur. Doppelganger’ıyla (ikizi olmamasına rağmen kendisine oldukça benzeyen başka bir insan) buluşabilmek için uzun uğraşlara giren Adam, sonunda lüks bir apartmanda karısı Helen’la yaşayan Anthony’e ulaşır. Adam ve Anthony’nin karşılaşmasından sonra ise işler daha da karanlık bir hale sürüklenecektir.

     José Saramago’nun “The Double” isimli romanından esinlenilen filmin yönetmenlik koltuğunda “Prisoners” ve “Incendies” filmlerinden tanıdığımız Kanada’lı yönetmen Denis Villeneuve oturuyor. Filmde Adam Bell ve Anthony St. Claire rollerinde başarılı aktör Jake Gyllenhaal’i izliyoruz. Ona eşlik eden isimler arasında ise Mélanie Laurent (Mary) ve Sarah Gadon (Helen) yer alıyor.

     Son yıllardaki filmlere baktığımızda iki ya da üç saatlik bir haz sunumundan oluşan yapıtlar görüyoruz. Enemy filmini ise diğerlerinden ayrı kılan tam da bu özelliği. Çünkü filmi bitirdiğinizde filmle işiniz bitmiyor, bize ev ödevi veriyor. Hala aklınızda cevaplanması gereken bir sürü soru bulunacak. Bu yüzden yazının devamını filmi henüz izlememiş arkadaşların okumaması gerektiğini düşünüyorum şayet filmin bir esprisi kalmaz.

Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

(daha&helliip;)

Share

1408

     “Derailed” ve “Evil” gibi gerilim türü yapımlarıyla tanıdığımız İsveçli yönetmen Mikael Håfström’ün yönetmen koltuğunda oturduğu 2007 yapımı gerilim/korku türündeki 1408’in başrollerini John Cusack (Mike Enslin), Samuel L. Jackson (Mr. Gerald Olin) ve Tony Shalhoub (Sam Farrellx) paylaşıyor. Stephen King’in aynı adlı kısa hikayesinden uyarlanan film aldığı olumlu eleştirilerin yanında, 25 milyon dolarlık bütcesine rağmen 72 milyon gibi bir gişe başarısı yakalamayı başardı. Stephen King ise bu film ile The Green Mile’dan sonra ikinci en büyük ticari başarısını kazanmış oldu.

Not: Yazının devamı filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

(daha&helliip;)

Share

We Need to Talk About Kevin (2001)

     Lioner Shriver’ın 2005’te Orange Ödüllü kitabından uyarlanan ve direktörlüğünü Lynne Ramsay’in yaptığı We Need To Talk About Kevin bazı kalıplara karşı gelen bir film. 64. Cannes Film Festivali’nin uzun metraj yarışmalı bölümünde Altın Palmiye için yarışmış ve eleştirmenlerden tam not almıştı. Film anne-çocuk ilişkisini incelerken kendinize sorular sormanızı sağlıyor; fark etmediğiniz, kabullenmediğiniz duygularınızı ortaya çıkarıyor. Çocuk bile istemiyorken dünyanın en kötü çocuğuna sahip olursanız ne olur? Eva anne olmaya hazır olmayan eğlenmeyi seven bir kadın fakat hamile kalıyor ve farklı bir çocuk olduğu hemen anlaşılan Kevin doğuyor. Eva ve Kevin’ın ilişkileri daha Kevin’ın bebeklik günlerinden uyuşmuyor. Kevin büyüdükçe annesine karşı davranışları kontrolden çıkıyor. Eva rolüyle Tilda Swinton, Kevin rolüyle Ezra Miller( 15 yaşlarında) ve Jasper Newell (6-8 yaşlarında) filmi bir üst boyuta taşıyorlar.

Not: Yazının bundan sonraki kısımları filmin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

(daha&helliip;)

Share

La Pianiste (2001) – Alacakaranlık Üzerine Bir Film

“-Adorno’nun ne yazdığını okudunuz mu?
Schumann’ın Do majör fantezisi üzerine.
-Hayır.
-Alacakaranlığından bahsediyor. Mantığını kaybetmiş Schumann’dan değil tam öncesinden.
Aklını kaybetmek üzere olduğunu biliyor, acısını derinlerde hissediyor ama son bir kez tutunuyor.
Bu tamamen yitip gitmeden kendini kaybetmenin ne olduğunun hala bilindiği bir an.”


     Bir Michael Haneke filmi olan 2001 yapımı “La Pianiste”, Avusturyalı Nobel ödüllü kadın yazar Elfriede Jelinek’in 1983’te yayımlanmış “Die Klavierspielerin” romanından uyarlamadır. Seyircisini tüm soğukkanlılığı ile rahatsız etmeyi amaçlayan Haneke’nin bu filmi, Viyana Konservatuvar’ında piyano profesörü olan orta yaşlı Erika Kohut’un yalnızlığını ve genç öğrencisi Walter’la tanıştıktan sonra bastırdığı cinsel arzuların mazoşist eğilimlerle  ortaya çıkmasını konu alıyor. Oyuncuları Isabelle Huppert (Erika Kohut) ve Benoit Magimel (Walter Klemmer)’e Altın Palmiye kazandıran film aynı zamanda Michael Haneke’ye Jüri Büyük Ödülü kazandırmıştır.

     Ödüllerin filmin oyuncularına gitmesine şaşırmamak gerek. Isabelle Huppert, çarpıcılığıyla neredeyse filmi izlemeyi imkansız hale getiren, doğal ve güçlü bir performans sergiliyor. Benoit Magimel’in canlandırdığı Walter karakteri ise aşırı özgüveni ile seyirciyi huzursuz ediyor; tam da Haneke’nin isteyeceği gibi. Oyuncularla ilgili bir diğer ayrıntı ise Erika’nın annesini canlandıran Annie Girardot’nun, André Cayette yapımı “Mourir d’aimer” (1971) filminde tıpkı Isabelle Huppert gibi öğrencisiyle ilişki yaşayan öğretmen rolünde olması.

(daha&helliip;)

Share

Mustang (2015)

     Ankara doğumlu yönetmenimiz Deniz Gamze Ergüven’in, kendisi gibi Fémis mezunu Fransız yönetmen Alice Winocour’la senaryosunu kaleme aldığı ”Mustang” geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nde ‘Yönetmenlerin On Beş Günü’ bölümünde gösterildi ve gösteriminden sonra on dakika boyunca ayakta alkışlandı. Ayrıca Saraybosna’da ‘En İyi Film’ ödülünü kazanan ve Fransa’yı Oscar yarışında temsil edecek olan Mustang, aynı esinlendiği vahşi atlar gibi, uzun saçları ve özgür bedenleriyle kadın olma yolunda ilerleyen beş kız kardeşin öyküsünü anlatıyor. (daha&helliip;)

Share