Marslı (2015) ve Popüler Bilimin Limitleri

     Marslı, 2015’in Eylül ayında gösterime gireli üzerinden epey zaman geçti. En son Altın Küre Ödülleri’nde “en iyi komedi/müzikal filmi” ödülünü alması ve Oscar ödüllerinde “en iyi film” adaylarından biri olmasıyla tekrar gündeme gelmiş olsa da, herhangi bir ödülü hedeflemeyip güncel bir ‘best-seller’ın film uyarlaması olarak üzerine yazılabilecek her şey çoktan yazılmış durumda. Zaten bu yazının amacı da sıradan bir ‘Marslı’ eleştirisi yapmak değil, ‘Marslı’ ve benzer bilimkurgu filmleri üzerinden eskiden beri süregelen ya da son zamanlarda ortaya çıkmış birtakım trendleri incelemek ve özellikle bilimkurgu sinemasında “limitler” üzerine fikir yürütmek. Biraz belirsiz mi oldu? O zaman birkaç basit örnek vererek başlayalım. (daha&helliip;)

Share

Tim Burton & Cristopher Nolan: Bir Batman Başlangıç Hikayesi

     DC Comics’in 1939 senesinde çizer Bob Kane (1915-1998) tarafından yarattığı Batman karakteri kısa sürede çizgi roman dünyasının en önemli karakterlerinden biri haline gelmeyi başarmıştı. 1943 ve 1966 senelerindeki sinema maceralarının ardından yapımcılar geniş bir hayran kitlesine sahip olan Batman’i yeniden beyazperdeye taşımak için kolları sıvadı. Dört seriden oluşacak filmin ilki 1989 yılında vizyona girdi. “Batman” ismiyle vizyona giren filmin Batman rolünde daha çok komedi filmlerinde görmeye alışık olduğumuz Michael Keaton, Joker rolünde ise Jack Nicholson yer alıyor, yönetmenlik koltuğunda ise “Beetlejuice” filmiyle beğeni toplamış Tim Burton oturuyordu. Serinin ikinci filmi Batman Returns’den sonra Tim Burton yerini  Joel Schumacher’a bıraktı, fakat serinin ilki dışında diğer filmler eleştirmenlerden tarafından geçer not alamadı. Batman filminden 16 yıl sonra, bu kez Dark Knight adı altında yeni bir seriye girişildi. Seri üç filmden oluşacaktı ve bu kez yönetmen koltuğunda Cristopher Nolan oturuyordu. Serinin ilk filmi Batman Begins 2005 yılında vizyona girdi. Film bünyesinde Michael Caine, Morgan Freeman, Gary Oldman, Liam Neeson, Katie Holmes gibi oyuncuları barındırıyordu ve Batman/Bruce Wayne rolünde ise bu sefer kamera karşısına Christian Bale geçmişti. Film, eleştirmenler tarafından geçer not aldı ve IMDB’de 8.3 gibi iyi bir puana sahip oldu. (daha&helliip;)

Share

Korku Sinemasının Doğası

     Dr. John Holden başarılı bir psikologtur. Yakın meslektaşı Dr. Henry Harrington birkaç gün önce araba kazasında ölmüştür. Dr. Harrington’ın yeğeni Joanna Harrington kazanın şüpheli olduğunu düşünmektedir. Çünkü dayısı ölmeden birkaç gün önce, kendi günlüğüne şeytani bir tarikat lideri tarafından lanetlendiğini yazmıştır. Joanna günlüğü Dr. Holden’a gösterir, ama Holden lanetlere ve kötü ruhlara asla inanmayacak kadar skeptik biridir. Aynı tarikat lideri onu da ölen meslektaşı gibi lanetlediğinde bile, başına gelen onlarca kötü olaya inanmayacak ve hepsini rasyonel nedenlere bağlamaya çalışacaktır. Buna karşın, dayısının lanet yüzünden öldüğüne inanan Joanna inatçı Holden’ı lanete inandırmaya ve onu bir şekilde kurtarmaya çalışmaktadır. İkisi Joanna’nın evinde tartışırken Holden sinirli bir şekilde ayağa kalkar ve şunları söyler: “Ne yapmamı bekliyorsun? Kimse korkusuz değildir ki. Benim de herkes gibi bir hayalgücüm var. Her karanlık köşede bir şeytan görmek çok kolaydır.”

     Yukarıda Jacques Tourneur’in yönettiği “Curse of the Demon” filminde geçen sahneyi anlatmamın nedeni, hem filmin hem de yaptığım alıntının korku sinemasını anlamak için çok iyi birer referans kaynağı olmasıdır. Filmdeki baş karakterlerin doğaüstü lanete bakış açıları aslında biz izleyicilerin korku filmlerine bakış açısıyla benzerlik gösterir. Tıpkı filmde Holden’ın “Bu lanetin tamamen saçmalık olduğunu biliyorum, ama yine de beni endişelendiriyor” diye düşündüğü gibi, çoğu kişi de korku filmi izlerken “Bunun tamamen kurmaca olduğunu biliyorum, ama yine de beni korkutuyor” diye düşünür. Holden’ın başına gelen talihsiz olayların nedenini lanete dayandırmayıp mantıklı açıklamalar araması gibi biz de hayatımız boyunca doğaüstü olayları mümkün olduğunca reddetmeye, temelsizleştirmeye çalışırız. Bu reddediş sürecinin yan etkisi olarak hissettiğimiz başlıca duygu ise korku ve kaygıdır. “Curse of the Demon” tam da bu süreci konu alır.

(daha&helliip;)

Share