Film Vitamin!

Hayallerin Ötesinde (Imagine)

MV5BMTgzMjMyMDkwMV5BMl5BanBnXkFtZTcwMDM0NjAyOQ@@._V1_SY317_CR12,0,214,317_

Yönetmen: Andrzej Jakimowski,

IMDB Notu: 7,3

105 dk

Andrzej Jakimovski’nin körlüğü dolayısıyla da görememeyi (başka bir açıdan da görebilmeyi) konu aldığı filmi Hayallerin Ötesinde (Imagine), 2013 İstanbul Film Festivali’nde seyirciyle buluştu. 2012 yılında Varşova-En İyi Yönetmen, İzleyici Ödülü alan film, yönetmenin gösterimden sonra paylaştığı önemli bir ayrıntıya sahip. Filmde sıradışı ders yöntemlerine sahip; bu yüzden görebilenler tarafından çok da sevilmeyen öğretmen Ian’ı ve diğer tüm öğrenciler gibi ondan etkilenmekten kendini alamayan, içine kapanık Eva’yı canlandıran oyuncular (Edward Hogg, Alexandra Maria Lara) hariç tüm karakterleri gerçekten de görme engelli oyuncular oynuyor. Filmdeki gerçeklik olgusu bununla da bitmiyor üstelik. Jakimovski filmi körlük üzerine yaptığı uzun araştırmalar sonunda çektiğini ve filmde önemli yere sahip pek çok bilginin kurgu olmadığını belirtti. Filmdeki bu olağanüstü gerçeklikle, yönetmenin yarattığı kurgu birbirini tamamlıyor ve bizlerin sadece başrol oyuncularına değil aynı zamanda filmde yer alan her karaktere yakınlaşmamıza olanak sağlıyor.

Hikayesi Lizbon’un güneşli sokakları, kafeleri ve özel bir görme engelli tesisinde geçen Hayallerin Ötesinde sanılanın aksine görememeyi değil, gözlerine rağmen “görebilen” bir adamın bunu başkalarına da öğretme çabasını anlatıyor.

 

Japon

Japón_(film)

IMDB Notu: 6,7

Yönetmen: Carlos Reygadas

130 dk

Hayatını daha fazla sürdürmek istemediğini düşünen bir adam ne yapar? Ya intihar eder ya da onu kimsenin tanımadığı uzak bir yere gider. 2002 tarihli, Carlos Reygadas’ın filmi Japon’un baş karakteri bu iki seçeneği birden göze alıyor; belki de birinden birinin yolculuğun sonunda galip geleceğini umarak. Film bu yıl İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Daha önce sayısız festivalde ödül almış olan Japon, 2002 yılında da Cannes’den Golden Camera- Special Mention ödülüyle döndü.

Reygadas’ın hikayesine gelirsek, Japon hayatla pek bir alışverişi kalmamış bir adamın kendini öldürmek amacıyla uzak bir yerdeki bir kanyona gidişiyle başlıyor. Daha gideceği yere varmadan, ana karakterin dünyaya; etrafında olup bitenlere, insanlara karşı ne kadar duyarsız olduğunu izliyoruz. Ama, bu sadece onun duyarsızlığı değil. Çevresi de öyle. Yolda karşılaştığı insanlar onu istediği yere kadar götüren, daha sonrasını ise umursamayan insanlar. Vardığı kasabada ise, belki farkında olmasa da bu dünyada aradığını buluyor karakter; umursayan birini. Her ne kadar bu kişi derme çatma bir evde oturan ve ona birkaç gün kalması için ahırını sunan yaşlı bir kadın olsa da. Japon, geneli itibariyle bu iki karakter arasında gelişen, az diyaloglu bir film. Daha çok görüntüleriyle izleyiciyi etkiliyor. Hayattan vazgeçen bir adamla, çok şey yaşamış; görmüş ve hala umursamayı başaran yaşlı bir kadının bu hikayesinde kendinizden bir şeyler bulmanız mümkün.

İpek Aşçı

Share