Garip Filmler Günlüğü: Belladonna of Sadness (1973)

     “Hüzünlü Belladonna” bir Japon animasyonu. Ama eğer herhangi bir ‘anime’ olsaydı, yalnızca sıra dışı ve garip filmleri değerlendirdiğimiz “Garip Filmler Günlüğü” köşemizde yer almazdı. “Hüzünlü Belladonna” (ya da daha doğru bir çeviri ile “Hüznün Belladonna’sı”) orantısız çizimleri ve suluboya renkleriyle Avrupa, ‘saykodelik’ sahneleri ile Amerikan, abartılı seslendirmesi ve karaokeyi andıran müzikleri ile ise Japon yapımlarına yakın duruyor. Bunların ilginç bir karışımı olarak da hepsine uzak aslında.

     Film, 1862 yılında Fransız tarihçi Jules Michelet tarafından yazılan “La Sorcière” kitabının epey serbest bir uyarlaması ve filmde seyirciyi hayal gücünün ötesinde görüntüler beklediği kadar çok acı dolu bir öykü de bekliyor. Açılış jeneriklerinde neredeyse sinir bozucu derecede mutlu olup şarkılar eşliğinde aşklarını ilan eden orta çağ köylüsü çift Jeanne ve Jean, açılış jeneriklerinin bitmesiyle unutamayacakları kadar kötü bir olay yaşıyorlar. Filmin ne kadar inişli çıkışlı olacağı daha bu ilk dakikalardan anlaşılıyor. Filmin ana hikayesi ise, Jeanne’in kocasıyla paylaştığı bu sefil hayattan kurtulup mutlu olabilmeleri için, kendisine hiç de uzak olmayan Şeytan’ı kabul edip ona kucak açması ve bunun kendisinin ve etrafındakilerin hayatını kökten etkilemesi.

     Hikaye analiz edilmesi gereken metaforlarla ve kavramlarla dolu. ‘Belladonna’nın gerçek hayatta çok güzel görünen, zehirli bir çiçeğin ismi olmasından başlayıp ‘Şeytan, kötülük, özgürlük’ gibi kavramların ne kadar birbirine yakın olduğuna kadar varan bir tartışma yapılabilir. Fakat bizim bu köşedeki amacımız, filmleri gariplikleri üzerinden değerlendirip okuyucuya bir öneri sunmak olduğu için filmin kilit noktalarını çözümlemek yerine estetik tercihlerinden ve sürpriz gelişmelerin yaşanmadığı bazı sahnelerinden bahsetmekle yetineceğiz. Filmi izleyip daha fazlasını deneyimlemek siz okuyuculara kalmış bir karar.

BD_PRESS_KIT__1.326.1-thumb-1280x929-56967.jpeg

     “Hüzünlü Belladonna”nın bir animasyon olarak en öne çıkan özelliği sahip olduğu benzersiz çizim tekniği. Genelde Avrupai yapımlarda rastlanılan ve narin, masum bir görüntü veren ince çizgiler ve soluk suluboya renkler, yönetmen Eiichi Yamamoto ve animasyon ekibinin şiddet ve pornografi ile dolu aklıyla birleşince ortaya izlerken içinizi parçalayacak görüntüler çıkıyor. Bunlardan biri (filmin fragmanında da görebileceğiniz üzere) güzel bir kadının bacaklarının ortasından ikiye ayrılması ve çıkan kanın kırmızı yarasalar halinde ekranı kaplaması. Film bunun gibi, normal seyirciye fazla gelebilecek pornografi ve şiddet yüklü sahneler içeriyor. Ama bunu yaparken de işkence pornosu olmaktan bir şekilde sıyrılıyor. Aynı başkarakteri gibi, seyircinin zaaflarını istismar ediyor gibi gözükse de asıl amacı seyirciyi özgürleştirmek. Film, din ve iktidar tarafından şeytani olarak nitelendirilen cinselliğin bu şekilde algılanmasının sadece iktidara yaradığını savunuyor ve sözde günahlar kutsalların yerini almadıkça özgürlüğün sağlanamayacağını anlatmaya çalışıyor. Bunu anlatırken hikayesindeki unsurlar kadar masumu, suçluyu; çirkini, güzeli; şeytanı, meleği; günahı, sevabı aynı karede (kelimenin tam anlamıyla) birleştiren görüntüleri de önem taşıyor. Film bütün bunların yanında, en saykodelik sahnesinde (inanın ki izlerseniz hangi sahneden bahsettiğimi anlayacaksınız) Şeytan’ın içinde yaşadığımız modern kapitalist düzene hali hazırda ne kadar nüfuz etmiş olduğunu biz seyircilere hatırlatıyor, hatta görüntülerin durmadan peş peşe geldiği rengarenk bir kaosla adeta retinamıza kazıyor.

Sonuç:

     Bu çerçevede “Belladonna of Sadness” ne olup bittiğini anlayamayacağınız kadar garip bir film değil. Aksine, incelenmesi gereken metaforlar ve öznel anlamlarla dolu görüntülere sahip birçok sahne barındırıyor. Hatta final sahnesinde, hikaye kadın haklarının ihlal edildiği, kadınların arkaplana atıldığı Türkiye açısından da önemli olan sosyal bir boyut kazanıyor. Bu yüzden beyninizi boyayacak kadar saykodelik sahneleri filme epey bir sıradışılık katmış olsa da bunların hepsi en sonunda (tutarlı ya da tutarsız bir biçimde, size kalmış) bir yere bağlandığı için “Hüzünlü Belladonna”nın garipliğini abartmak yersiz olur. Bu nedenle filme ‘garip’ ortalama bir ‘garip’ değerlendirmesi vermekle yetiniyoruz.

Kaan Ayparlar

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir