Korku Sinemasının Doğası

     Dr. John Holden başarılı bir psikologtur. Yakın meslektaşı Dr. Henry Harrington birkaç gün önce araba kazasında ölmüştür. Dr. Harrington’ın yeğeni Joanna Harrington kazanın şüpheli olduğunu düşünmektedir. Çünkü dayısı ölmeden birkaç gün önce, kendi günlüğüne şeytani bir tarikat lideri tarafından lanetlendiğini yazmıştır. Joanna günlüğü Dr. Holden’a gösterir, ama Holden lanetlere ve kötü ruhlara asla inanmayacak kadar skeptik biridir. Aynı tarikat lideri onu da ölen meslektaşı gibi lanetlediğinde bile, başına gelen onlarca kötü olaya inanmayacak ve hepsini rasyonel nedenlere bağlamaya çalışacaktır. Buna karşın, dayısının lanet yüzünden öldüğüne inanan Joanna inatçı Holden’ı lanete inandırmaya ve onu bir şekilde kurtarmaya çalışmaktadır. İkisi Joanna’nın evinde tartışırken Holden sinirli bir şekilde ayağa kalkar ve şunları söyler: “Ne yapmamı bekliyorsun? Kimse korkusuz değildir ki. Benim de herkes gibi bir hayalgücüm var. Her karanlık köşede bir şeytan görmek çok kolaydır.”

     Yukarıda Jacques Tourneur’in yönettiği “Curse of the Demon” filminde geçen sahneyi anlatmamın nedeni, hem filmin hem de yaptığım alıntının korku sinemasını anlamak için çok iyi birer referans kaynağı olmasıdır. Filmdeki baş karakterlerin doğaüstü lanete bakış açıları aslında biz izleyicilerin korku filmlerine bakış açısıyla benzerlik gösterir. Tıpkı filmde Holden’ın “Bu lanetin tamamen saçmalık olduğunu biliyorum, ama yine de beni endişelendiriyor” diye düşündüğü gibi, çoğu kişi de korku filmi izlerken “Bunun tamamen kurmaca olduğunu biliyorum, ama yine de beni korkutuyor” diye düşünür. Holden’ın başına gelen talihsiz olayların nedenini lanete dayandırmayıp mantıklı açıklamalar araması gibi biz de hayatımız boyunca doğaüstü olayları mümkün olduğunca reddetmeye, temelsizleştirmeye çalışırız. Bu reddediş sürecinin yan etkisi olarak hissettiğimiz başlıca duygu ise korku ve kaygıdır. “Curse of the Demon” tam da bu süreci konu alır.

(daha&helliip;)

Share